Edinsel Trombosit İşlev Bozuklukları — Tanı ve Yönetim
Edinsel trombosit işlev bozuklukları, trombosit SAYISI YETERLİ olmasına karşın işlevinin bozulduğu ve mukokutanöz kanamaya yol açan durumlardır; kalıtsal bozukluklardan çok daha SIK görülürler ve klinikte en sık gözden kaçan kanama nedenidir. Tipik ipucu, trombosit sayısı ile pıhtılaşma testleri (PT, aPTT) normal olduğu hâlde hastanın kanamasıdır.
EN SIK NEDEN İLAÇLARDIR: asetilsalisilik asit (siklooksijenaz-1'i GERİ DÖNÜŞSÜZ asetiller, etki trombositin ömrü boyunca sürer), P2Y12 inhibitörleri (klopidogrel, prasugrel, tikagrelor), steroid dışı antiinflamatuvarlar (geri dönüşlü), glikoprotein IIb/IIIa inhibitörleri, bazı antibiyotikler ve selektif serotonin geri alım inhibitörleri. SİSTEMİK NEDENLER:
ÜREMİ (üremik toksinler ve anemi nedeniyle trombosit-damar duvarı etkileşimi bozulur), karaciğer hastalığı, kardiyopulmoner baypas (devrede trombositler aktive olup granüllerini boşaltır), miyeloproliferatif neoplaziler ve miyelodisplastik sendrom ile paraproteinemiler (monoklonal protein trombosit yüzeyini kaplar). YÖNETİMİN BASAMAKLARI: (1) sorumlu ilacı kes ya da değiştir; (2) altta yatan durumu düzelt — üremide DİYALİZ ve ANEMİNİN DÜZELTİLMESİ (hematokritin yükseltilmesi trombositleri damar duvarına yaklaştırarak hemostazı iyileştirir); (3) hemostatik destek:
TRANEKSAMİK ASİT (özellikle mukozal kanamada), DESMOPRESSİN (üremik kanamada hızlı ancak geçici etki, taşiflaksi gelişir) ve gerektiğinde kriyopresipitat; (4) yalnızca ciddi/yaşamı tehdit eden kanamada TROMBOSİT TRANSFÜZYONU — ancak dolaşımdaki ilaç verilen trombositleri de etkileyeceğinden etkinlik sınırlı olabilir.
Hızlı yönetim
- Mukokutanöz kanama ile birlikte trombosit sayısı, PT ve aPTT normalse trombosit işlev bozukluğunu düşün; anemi, von Willebrand hastalığı, faktör eksikliği ve kanama öyküsünü aynı anda değerlendir.
- İlaç ve takviye uzlaştırmasını özel olarak yap: asetilsalisilik asit, P2Y12 inhibitörleri, NSAİİ, GP IIb/IIIa inhibitörleri, SSRI/SNRI, sarımsak, ginkgo ve balık yağı hastaya ilaç gibi görünmeyebilir.
- Kanamanın şiddetini ayır: lokal bası ve topikal traneksamik asit küçük mukozal kanamada yeterli olabilir; aktif major kanama, intrakraniyal kanama veya acil işlemde hematoloji ve transfüzyon ekibini erken çağır.
- Üremik kanamada üre/kreatinin ve hemoglobini kontrol et; diyalizi yoğunlaştır, anemiyi düzelt ve hızlı fakat geçici etki için desmopressini düşün. Taşiflaksi, hiponatremi ve sıvı kısıtlaması gereksinimini izle. Desmopressin başlamadan veya yeniden verilmeden önce serum sodyumunun normal olduğu gösterilmelidir; hiponatremi gelişirse uygulama durdurulup değerlendirilmelidir.
- Karaciğer hastalığı, miyeloproliferatif neoplazi, miyelodisplastik sendrom, paraproteinemi, kardiyopulmoner baypas ve mekanik dolaşım desteğini ayırıcı tanıya ekle; gerektiğinde hematoloji ile ileri test planla.
- PFA-100/200, agregometri ve akım sitometrisi gibi testler uzman laboratuvarında ve ilaç etkisi göz önünde bulundurularak yorumlanır; normal sonuç klinik kanama öyküsünü geçersiz kılmaz.
- Trombosit transfüzyonunu yaşamı tehdit eden kanama veya acil girişimle sınırla; yakın koroner stent veya güçlü trombotik endikasyonda antiplatelet kesme kararını kardiyoloji ve hematolojiyle birlikte ver.
| İlaç | Erişkin | Pediatri | Yol | Süre |
|---|---|---|---|---|
| Sorumlu ilacın kesilmesi veya değiştirilmesi (ilk ve en etkili adım) Etkinin geri dönüş süresi ilaca göre değişir. Asetilsalisilik asit siklooksijenaz-1 enzimini GERİ DÖNÜŞSÜZ olarak asetiller; trombositin çekirdeği olmadığından yeni enzim üretemez ve etki o trombositin ömrü boyunca (yaklaşık bir hafta) sürer, dolayısıyla düzelme ancak yeni trombosit üretimiyle olur. Klopidogrel ve prasugrel de geri dönüşsüz etkilidir; tikagrelor geri dönüşlüdür ve etkisi daha hızlı kaybolur. Steroid dışı antiinflamatuvarların etkisi geri dönüşlüdür ve ilacın yarı ömrüne bağlıdır. İlacı kesme kararı, kanama riski ile trombotik riskin dengelenmesini gerektirir ve özellikle yakın zamanlı koroner stent varlığında tek başına verilmemelidir. | Kanama riski, ilacın endikasyonu ve kesilmesinin trombotik riski birlikte değerlendirilerek karar verilir; koroner stent gibi yüksek trombotik riskli durumlarda kardiyoloji görüşü alınmadan kesilmez | Aynı ilke; pediatrik uzman kararıyla | — | Kanama kontrol altına alınana ve girişim tamamlanana dek |
| Üremik kanamada: diyalizin yoğunlaştırılması ve aneminin düzeltilmesi Üremide trombositler sayıca yeterli ancak işlevsel olarak baskılanmıştır; birikmiş üremik toksinler ve nitrik oksit artışı trombosit yapışma ve kümeleşmesini bozar. Diyaliz bu toksinleri uzaklaştırarak işlevi kısmen düzeltir. Aneminin düzeltilmesi ayrı ve önemli bir mekanizmayla katkı sağlar: eritrositler damar içinde akarken trombositleri damar duvarına doğru iter (marjinasyon), böylece trombositlerin hasar bölgesiyle teması artar. Bu nedenle hematokritin yükseltilmesi üremik kanamada hemostazı belirgin biçimde iyileştirir. | Yeterli diyaliz sağlanması; anemi düzeltilerek hematokritin hemostaza katkı sağlayacak düzeye yükseltilmesi (eritropoez uyarıcı ajan ve/veya transfüzyon ile). Hedef hematokrit ve transfüzyon eşiği kurumsal protokolden doğrulanmalıdır | Pediatrik nefroloji ile birlikte | — | Kanama kontrolü ve süreğen yönetim |
| Traneksamik asit (antifibrinolitik) — mukozal kanamada temel destek Antifibrinolitikler trombosit işlevini düzeltmez ancak oluşmuş pıhtının erimesini engelleyerek özellikle mukozal yüzeylerde (burun, diş eti, ağız içi, uterus) belirgin yarar sağlar; diş girişimleri çevresinde çok etkilidir. Üst üriner sistem kanamasında pıhtı tıkanıklığı riski nedeniyle kaçınılır. Böbrek yetmezliğinde doz azaltımı gerekir, bu nedenle üremik hastada dikkatle kullanılmalıdır. | Oral ya da intravenöz standart dozlarda; ağız içi kanamalarda ağız çalkalama biçimi de kullanılabilir. Doz ve böbrek yetmezliğinde ayarlama kurumsal protokolden doğrulanmalıdır | Kilo-bazlı, uzman kararına göre | Oral / IV / topikal | Kanama epizodu boyunca ya da girişim çevresinde |
| Desmopressin (DDAVP) — özellikle üremik kanamada hızlı etkili seçenek Desmopressin, endotel deposundan von Willebrand faktörü ve faktör VIII salınımını uyararak trombosit yapışmasını geçici olarak iyileştirir; üremik kanamada hızlı etkilidir ve girişim öncesinde kullanışlıdır. Etkisi saatlerle sınırlıdır ve ardışık dozlarda depo tükendiğinden yanıt azalır (taşiflaksi). GÜVENLİK: Desmopressin başlamadan veya yeniden verilmeden önce serum sodyumunun normal olduğu gösterilmelidir; hiponatremi gelişirse uygulama durdurulup değerlendirilmelidir. ABD enjeksiyon ürün bilgisinde kreatinin klirensi <50 mL/dk kontrendikasyondur; üremik kanamada kullanım bu etiketin onaylı endikasyonu değildir ve rutin istem olarak değil nefroloji/hematoloji tarafından ürün bilgisi ve hasta özelinde değerlendirilmelidir. Su tutulmasına bağlı HİPONATREMİ ve konvülsiyon riski vardır; sıvı kısıtlaması yapılmalı, tekrarlayan dozlarda sodyum izlenmelidir. Yaşlı, kalp yetmezliği olan ve küçük çocuk hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. | İntravenöz/cilt altı uygulama; doz ve uygulama biçimi kurumsal protokolden doğrulanmalıdır. Etki saatler içinde başlar ve geçicidir | Küçük çocuklarda hiponatremi riski nedeniyle dikkatli kullanılır; 2 yaş altında kaçınılır | IV / SC | Kanama epizoduna ya da girişime yönelik; tekrarlayan dozlarda taşiflaksi |
| Kriyopresipitat ve trombosit transfüzyonu — ciddi/dirençli kanamada Trombosit transfüzyonu, işlev bozukluğunda sayı eksikliğindeki kadar etkili değildir; özellikle hastanın kanında halen etkin antitrombosit ilaç bulunuyorsa verilen sağlıklı trombositler de baskılanır, bu nedenle ilacın yarı ömrü dikkate alınmalıdır. Ayrıca gereksiz transfüzyon alloimmünizasyona yol açar. Bu nedenle transfüzyon profilaktik değil, ciddi kanamaya yönelik kullanılır. Kriyopresipitat von Willebrand faktörü ve fibrinojen sağlayarak üremik kanamada yarar gösterebilir; viral inaktivasyon uygulanmadığından seçilmiş durumlarda tercih edilir. | Kriyopresipitat üremik kanamada seçenek olarak kullanılabilir; trombosit transfüzyonu yalnızca ciddi ya da yaşamı tehdit eden kanamada uygulanır. Hacim ve eşikler kurumsal transfüzyon protokolüne göre belirlenir | Kilo-bazlı, pediatrik protokole göre | IV | Kanama süresince |
Alternatif
- Konjuge östrojenler, üremik kanamada desmopressine göre daha geç başlayan ancak daha uzun süren bir etki sağlar ve yineleyen ya da dirençli kanamalarda seçenek olarak bildirilmiştir; kullanım ve doz uzman kararına tabidir.
- Rekombinant faktör VIIa, standart önlemlere yanıtsız ve yaşamı tehdit eden kanamalarda uzman kararıyla düşünülebilir; tromboz riski taşır ve rutin kullanımı önerilmez.
- Lokal hemostatik önlemler (bası, topikal traneksamik asit, fibrin yapıştırıcı, burun tamponu, endoskopik ya da cerrahi girişim) çoğu kanamada sistemik tedaviler kadar önemlidir ve öncelikle uygulanmalıdır.
- Paraproteinemiye bağlı işlev bozukluğunda altta yatan plazma hücre hastalığının tedavisi ve gerektiğinde plazma değişimi ile monoklonal protein yükünün azaltılması etkilidir; hiperviskozite eşlik ediyorsa ayrı protokole bakılmalıdır.
- Miyeloproliferatif neoplazilerde trombosit sayısının sitoredüktif tedaviyle kontrol altına alınması hem kanama hem tromboz riskini azaltır; çok yüksek trombosit sayısına eşlik eden edinsel von Willebrand sendromu bu hastalarda kanamanın önemli bir nedenidir.
Kırmızı bayraklar
- Yaşamı tehdit eden kanama (intrakraniyal, gastrointestinal, cerrahi alan) → ivedi lokal kontrol, traneksamik asit, gerektiğinde trombosit transfüzyonu ve hematoloji ile acil değerlendirme.
- Yakın zamanda koroner stent takılmış hastada antitrombosit tedavinin kesilmesi düşünülmesi → stent trombozu riski; karar kardiyoloji ile birlikte verilmeli, kesinti süresi en aza indirilmelidir.
- Çok yüksek trombosit sayısı (özellikle esansiyel trombositoz gibi miyeloproliferatif neoplazilerde) ile birlikte kanama → edinsel von Willebrand sendromu; paradoks biçimde yüksek trombosit sayısı kanamaya yol açar ve sitoredüksiyon gerekir.
- Yeni başlangıçlı kanama, ileri yaş ve monoklonal protein varlığı → paraproteinemiye bağlı trombosit işlev bozukluğu ve/veya edinsel von Willebrand sendromu; altta yatan plazma hücre hastalığı araştırılmalıdır.
- Desmopressin sonrası baş ağrısı, bulantı, konfüzyon ya da konvülsiyon → hiponatremi; sıvı kısıtlaması ve sodyum ölçümü gerekir.
- Kanamayla birlikte sitopeniler, blast varlığı ya da displazi bulguları → altta yatan kemik iliği hastalığı (miyelodisplastik sendrom, lösemi); kemik iliği değerlendirmesi gerekir.
- Trombosit transfüzyonuna yanıtsız kanama → dolaşımda etkin antitrombosit ilaç bulunması, alloimmünizasyon ya da eşlik eden başka bir hemostaz bozukluğu (dissemine intravasküler koagülasyon, edinsel von Willebrand sendromu) düşünülmelidir.
Yatış ve izlem
- Yeşil alan
- Hafif kanaması olan, ilaca bağlı işlev bozukluğu saptanan hasta: sorumlu ilacın gözden geçirilmesi, gereksiz antitrombosit ve steroid dışı antiinflamatuvar kullanımının kesilmesi, kanama önleyici öneriler ve ayaktan izlem.
- Sarı alan
- Yineleyen kanama, üremik kanama, girişim/cerrahi planı ya da altta yatan hematolojik hastalık kuşkusu: hematoloji ve gerektiğinde nefroloji ile ortak değerlendirme, girişim öncesi hemostatik planın hazırlanması (desmopressin, traneksamik asit, aneminin düzeltilmesi), altta yatan nedenin araştırılması.
- Kırmızı alan
- Yaşamı tehdit eden kanama, cerrahi girişim gerektiren kanama ya da tedaviye yanıtsız kanama: acil servis/yatış, ivedi lokal ve sistemik hemostatik tedavi, gerektiğinde trombosit transfüzyonu, hematoloji ile acil ortak yönetim.
Kritik klinik noktalar
ÖNCE OKU — normal testlerle kanayan hasta
Trombosit SAYISI normal + PT/aPTT normal + hasta KANIYOR → trombosit İŞLEV bozukluğu (veya von Willebrand hastalığı) düşün
Rutin pıhtılaşma testleri trombosit işlevini ölçmez; bu nedenle işlev bozukluğu olan hastanın tüm standart testleri normal çıkar ve kanaması "açıklanamayan" olarak kalır. Bu tabloda iki tanı öne çıkar: edinsel trombosit işlev bozukluğu (çok daha sık) ve von Willebrand hastalığı. Kanama süresi testi eskiden kullanılırdı ancak duyarlılığı ve yinelenebilirliği düşük olduğundan terk edilmiştir; günümüzde trombosit işlev analizörleri ve ışık geçirgenliği agregometrisi kullanılır, ancak bunlar da ilaç etkisi altında yorumlanmalıdır. Pratikte tanı büyük ölçüde İLAÇ VE HASTALIK ÖYKÜSÜNE dayanır.
ÖNCE OKU — ilaç sorgusu nasıl yapılmalı
Hastalar asetilsalisilik asit, ağrı kesici, balık yağı ve bitkisel ürünleri "ilaç" saymaz — tek tek ve açıkça sor
Kanamalı hastada ilaç öyküsü, "ilaç kullanıyor musunuz" sorusuyla yetinilerek alınamaz. Reçetesiz ağrı kesiciler (steroid dışı antiinflamatuvarlar), düşük doz asetilsalisilik asit, balık yağı, sarımsak, ginkgo biloba ve E vitamini gibi takviyeler ile selektif serotonin geri alım inhibitörleri hastalarca çoğu kez bildirilmez. Antitrombosit ilaçların etki süresi de farklıdır: asetilsalisilik asit ve klopidogrel/prasugrel siklooksijenaz ve P2Y12 üzerine GERİ DÖNÜŞSÜZ etkilidir, bu nedenle etki trombositlerin yenilenmesine (yaklaşık bir hafta) bağlıdır; tikagrelor ve steroid dışı antiinflamatuvarlar geri dönüşlüdür ve etkileri daha hızlı kaybolur. Bu ayrım hem kanama yönetiminde hem elektif girişim planlamasında belirleyicidir.
Üremik kanama — dört basamaklı yaklaşım
1) Diyalizi yoğunlaştır | 2) ANEMİYİ DÜZELT (hematokriti yükselt) | 3) Desmopressin (hızlı, geçici) | 4) Kriyopresipitat / konjuge östrojen (dirençli olguda)
Üremik kanamada aneminin düzeltilmesi çoğu kez göz ardı edilen ancak mekanik olarak güçlü bir müdahaledir: damar içinde akan eritrositler trombositleri damar duvarına doğru iterek (marjinasyon) hasar bölgesiyle temaslarını artırır, ayrıca eritrositlerden salınan maddeler trombosit işlevini destekler. Bu nedenle hematokritin yükseltilmesi hemostazı belirgin biçimde iyileştirir. Desmopressin hızlı etki sağladığından girişim öncesinde kullanışlıdır ancak etkisi saatlerle sınırlıdır ve tekrarlayan dozlarda azalır. Konjuge östrojenler daha geç başlayan ama daha uzun süren etki sağlar. Traneksamik asit yararlıdır ancak böbrek yetmezliğinde doz azaltımı gerektirir.
Başlıca nedenler — ilaç dışı
Üremi | Karaciğer hastalığı | Kardiyopulmoner baypas | Miyeloproliferatif neoplazi ve miyelodisplastik sendrom | Paraproteinemi | Masif transfüzyon
Kardiyopulmoner baypasta trombositler yabancı yüzeyle temas ve mekanik etkiyle aktive olur, granüllerini boşaltır ve işlevsiz hâle gelir; bu nedenle ameliyat sonrası kanamanın önemli bir bölümü sayısal değil işlevsel kökenlidir. Miyeloproliferatif neoplazi ve miyelodisplastik sendromda klonal trombositler yapısal olarak kusurludur; ayrıca çok yüksek trombosit sayısı von Willebrand faktörünü tüketerek EDİNSEL VON WİLLEBRAND SENDROMUNA yol açar ve paradoks biçimde kanama yapar. Paraproteinemilerde monoklonal protein trombosit yüzeyini kaplayarak işlevi engeller. Karaciğer hastalığında trombosit işlev bozukluğu, trombositopeni ve pıhtılaşma faktörü eksiklikleriyle birlikte karmaşık bir hemostaz bozukluğu oluşturur.
Trombosit transfüzyonu — sınırlı yeri
İşlev bozukluğunda transfüzyon SAYISAL eksiklikteki kadar etkili değildir; dolaşımdaki ilaç verilen trombositleri de baskılar. Yalnız CİDDİ kanamada kullan
Antitrombosit ilaç halen dolaşımdaysa (özellikle son dozdan kısa süre geçmişse) transfüze edilen sağlıklı trombositler de aynı ilaç tarafından baskılanır ve beklenen yarar sağlanmaz; bu nedenle ilacın yarı ömrü dikkate alınmalı ve mümkünse transfüzyon geciktirilmelidir. Ayrıca gereksiz transfüzyon alloimmünizasyona ve gelecekte transfüzyon direncine yol açar. Bu nedenlerle trombosit transfüzyonu profilaktik olarak değil, ciddi ya da yaşamı tehdit eden kanamada ve lokal önlemler ile antifibrinolitiklere yanıt alınamadığında kullanılır.
Girişim/cerrahi öncesi planlama
Antitrombosit ilacın kesilme zamanı ilacın GERİ DÖNÜŞLÜLÜĞÜNE göre planlanır; trombotik risk (özellikle yeni stent) kardiyoloji ile birlikte değerlendirilir
Elektif girişimlerde asetilsalisilik asit ve geri dönüşsüz P2Y12 inhibitörlerinin etkisi trombositlerin yenilenmesine bağlı olduğundan kesinti süresi daha uzundur; tikagrelor ve steroid dışı antiinflamatuvarlarda ise daha kısadır. Ancak kesme kararı yalnız kanama riskine göre verilemez: yakın zamanda koroner stent takılmış hastada antitrombosit tedavinin erken kesilmesi stent trombozuna ve ölüme yol açabilir. Bu nedenle karar kardiyoloji ile ortak alınmalı, mümkünse elektif girişim güvenli döneme ertelenmeli, kaçınılmazsa traneksamik asit ve lokal hemostatik önlemlerle desteklenmelidir. Kesinti süreleri kurumsal protokolden doğrulanmalıdır.
Öne çıkan dış kaynaklar
Detaylı değerlendirme
Klinik çerçeve
Genel bakış
Trombositlerin hemostazdaki görevi yalnızca sayıca yeterli olmak değildir; hasar bölgesine yapışmaları, biçim değiştirmeleri, granüllerini boşaltmaları, birbirlerine kenetlenmeleri ve pıhtılaşma reaksiyonlarına yüzey sağlamaları gerekir. Bu adımlardan herhangi birinin bozulması, trombosit sayısı tümüyle normal olduğu hâlde kanamaya yol açabilir.
Edinsel trombosit işlev bozuklukları, kalıtsal olanlardan çok daha sık görülür ve günlük pratikte açıklanamayan kanamanın en yaygın nedenlerinden biridir; buna karşın rutin testlerle saptanamadığı için sıklıkla gözden kaçar. Tipik hasta, mukoza ve deri kanamalarıyla başvurur: burun kanaması, diş eti kanaması, kolay morarma, küçük girişimlerden sonra beklenenden uzun süren kanama ve kadınlarda ağır adet kanaması.
Laboratuvarda tam kan sayımında trombosit sayısı normal, protrombin zamanı ve aktive parsiyel tromboplastin zamanı da normal bulunur; bu üçlü normal sonuç, hekimi yanlış biçimde rahatlatabilir. Nedenlerin başında ilaçlar gelir.
Asetilsalisilik asit, trombositteki siklooksijenaz-1 enzimini geri dönüşsüz biçimde asetiller; trombositin çekirdeği bulunmadığından yeni enzim üretemez ve etki o hücrenin ömrü boyunca sürer, dolayısıyla işlev ancak kemik iliğinin yeni trombositler üretmesiyle düzelir. Bu özellik, asetilsalisilik asidin neden kesildikten günler sonra bile etkisini sürdürdüğünü açıklar.
Adenozin difosfat reseptörünü hedefleyen P2Y12 inhibitörlerinden klopidogrel ve prasugrel de geri dönüşsüz etkilidir, buna karşılık tikagrelorun etkisi geri dönüşlüdür ve daha hızlı kaybolur. Steroid dışı antiinflamatuvarlar siklooksijenazı geri dönüşlü olarak baskılar.
Bunların dışında glikoprotein IIb/IIIa inhibitörleri, yüksek doz penisilin ve sefalosporinler, selektif serotonin geri alım inhibitörleri ile balık yağı, sarımsak ve ginkgo gibi takviyeler de trombosit işlevini bozar. Sistemik hastalıklar arasında üremi özel bir yer tutar: biriken üremik toksinler, artmış nitrik oksit ve eşlik eden anemi birlikte trombositlerin damar duvarıyla etkileşimini bozar.
Karaciğer hastalığında trombosit işlev bozukluğu, trombositopeni ve pıhtılaşma faktörü eksiklikleriyle birleşerek karmaşık bir hemostaz tablosu yaratır. Kardiyopulmoner baypasta trombositler devrenin yabancı yüzeyiyle temas ederek aktive olur ve granüllerini boşaltarak işlevsiz hâle gelir.
Miyeloproliferatif neoplaziler ve miyelodisplastik sendromlarda üretilen trombositler klonal ve yapısal olarak kusurludur. Paraproteinemilerde ise monoklonal immünoglobulin trombosit yüzeyini kaplayarak reseptörlerin işlevini engeller.
Ayırıcı tanı ve değerlendirme
Düşünülmesi gerekenler
- von Willebrand hastalığı, normal trombosit sayısı ve normal rutin pıhtılaşma testleriyle mukokutanöz kanama yaparak edinsel trombosit işlev bozukluğunu birebir taklit eder; von Willebrand faktör antijeni, aktivitesi ve faktör VIII ölçümüyle ayrılır ve tedavisi farklıdır.
- Kalıtsal trombosit işlev bozuklukları (Glanzmann trombastenisi, Bernard-Soulier sendromu, depo havuzu hastalıkları), yaşam boyu süren kanama öyküsü ve aile öyküsüyle ayrılır; edinsel biçimlerde kanama daha geç başlar ve bir ilaç ya da hastalıkla ilişkilidir.
- Edinsel von Willebrand sendromu, çok yüksek trombosit sayısıyla giden miyeloproliferatif neoplazilerde, aort darlığında, sol ventrikül destek cihazı kullananlarda ve monoklonal gammopatide görülür; trombosit işlev bozukluğuyla birlikte bulunabilir ve ayrı testler gerektirir.
- Trombositopeni nedenleri (immün trombositopeni, ilaç ilişkili trombositopeni, hipersplenizm), benzer mukokutanöz kanama yapar ancak tam kan sayımında trombosit sayısı düşüktür.
- Pıhtılaşma faktörü eksiklikleri ve edinsel inhibitörler (ör. edinsel hemofili), protrombin zamanı ve/veya aktive parsiyel tromboplastin zamanında uzama ile ayrılır; edinsel hemofilide yeni başlangıçlı ağır yumuşak doku kanaması tipiktir.
- Damar duvarı ve bağ dokusu bozuklukları (senil purpura, C vitamini eksikliği, steroid kullanımına bağlı deri incelmesi, Ehlers-Danlos sendromu, kalıtsal hemorajik telanjiektazi) morarma ve mukozal kanama yapar ancak tüm hemostaz testleri normaldir ve muayene bulguları yol göstericidir.
- Dissemine intravasküler koagülasyon ve karaciğer yetmezliği, birden çok hemostaz bozukluğunu bir arada barındırır; fibrinojen düşüklüğü, uzamış pıhtılaşma testleri ve D-dimer yüksekliği ile ayrılır.
Klinik karar mantığı
Neden önemli?
Edinsel trombosit işlev bozukluklarına yaklaşımın mantığı, tanının laboratuvardan çok öyküye dayandığının kabul edilmesiyle başlar. Rutin hemostaz testleri trombosit işlevini ölçmez; dolayısıyla bu hastalarda tüm standart testler normaldir ve tanı, "testleri normal ama kanıyor" tablosunun bir işlev bozukluğu olarak tanınmasıyla konur.
Eskiden kullanılan kanama süresi testi, yinelenebilirliği ve öngörü değeri düşük olduğu için terk edilmiştir; günümüzde trombosit işlev analizörleri ve agregometri kullanılabilir, ancak bu testler de ilaç etkisi altında ve trombositopeni varlığında güvenilirliğini yitirir. Bu nedenle klinik pratikte belirleyici olan, ayrıntılı bir ilaç ve hastalık sorgusudur.
İlaç sorgusunun özenle yapılması gerekir, çünkü hastalar reçetesiz ağrı kesicileri, düşük doz asetilsalisilik asidi ve bitkisel takviyeleri çoğu kez "ilaç" saymaz ve kendiliğinden bildirmez. Tedavi mantığı basamaklıdır ve en az invaziv olandan başlar.
İlk basamak, sorumlu etkeni ortadan kaldırmaktır; bu genellikle en etkili girişimdir. Ancak burada tek yönlü düşünmemek gerekir: antitrombosit ilaçlar çoğu kez ciddi bir trombotik riski önlemek için verilmiştir ve özellikle yakın zamanda koroner stent takılmış hastada bu ilaçların kesilmesi stent trombozuna ve ölüme yol açabilir.
Bu nedenle kesme kararı kanama riski ile trombotik riskin dengelenmesini gerektirir ve kardiyoloji görüşüyle alınmalıdır. İkinci basamak, altta yatan durumun düzeltilmesidir ve üremik kanama bunun en öğretici örneğidir.
Üremide trombositler sayıca yeterlidir ama işlevleri baskılanmıştır; diyaliz üremik toksinleri uzaklaştırarak işlevi kısmen düzeltir. Bunun yanında aneminin düzeltilmesi, mekanizması nedeniyle özellikle vurgulanmayı hak eder: damar içinde akan eritrositler, akış dinamiği gereği trombositleri damar duvarına doğru iter ve böylece trombositlerin hasarlı yüzeyle teması artar.
Anemik hastada bu itici etki azaldığından trombositler damar merkezinde kalır ve hemostaz bozulur. Bu nedenle hematokritin yükseltilmesi üremik kanamada yalnızca oksijen taşınmasını değil, doğrudan hemostazı da iyileştirir.
Üçüncü basamak hemostatik desteklerdir. Traneksamik asit trombosit işlevini düzeltmez; oluşan pıhtının erimesini engelleyerek etki gösterir ve mukozal yüzeylerde fibrinolitik etkinlik yüksek olduğundan burun, diş eti ve uterus kanamalarında belirgin yarar sağlar.
Desmopressin ise endotel deposundan von Willebrand faktörü salınımını uyararak trombositlerin damar duvarına yapışmasını geçici olarak iyileştirir; üremik kanamada hızlı etkili olması onu girişim öncesinde değerli kılar, ancak etkisi saatlerle sınırlıdır ve ardışık dozlarda depo tükendiğinden yanıt azalır. Desmopressinin su tutucu etkisiyle hiponatremi ve konvülsiyona yol açabileceği unutulmamalı, sıvı kısıtlaması yapılmalıdır.
Desmopressin başlamadan veya yeniden verilmeden önce serum sodyumunun normal olduğu gösterilmelidir; hiponatremi gelişirse uygulama durdurulup değerlendirilmelidir. Son basamak olan trombosit transfüzyonunun neden sınırlı yeri olduğu da mekanizmayla açıklanır: hastanın dolaşımında halen etkin antitrombosit ilaç varsa, transfüze edilen sağlıklı trombositler de aynı ilaç tarafından baskılanır ve beklenen yarar elde edilemez.
Ayrıca gereksiz transfüzyon alloimmünizasyona yol açarak gelecekteki transfüzyonların etkinliğini azaltır. Bu nedenle transfüzyon profilaktik değil, ciddi kanamaya yönelik ve diğer önlemler yetersiz kaldığında kullanılır.
Komplikasyonlar ve güvenlik
Kritik komplikasyonlar
- Ağır ve yaşamı tehdit eden kanama, özellikle antitrombosit ilaç kullanan, üremik ya da eşlik eden başka hemostaz bozukluğu olan hastalarda gastrointestinal ve intrakraniyal yerleşimde görülebilir.
- Cerrahi ve girişim sırasında beklenmeyen kanama, tanınmamış işlev bozukluğunun sık sonucudur ve ameliyat süresini, transfüzyon gereksinimini ve yeniden girişim oranını artırır.
- Antitrombosit tedavinin kanama nedeniyle kesilmesine bağlı trombotik olaylar (stent trombozu, miyokart enfarktüsü, inme), tedavinin en tehlikeli karşı riskidir ve karar verirken göz önünde bulundurulmalıdır.
- Kronik kan kaybına bağlı demir eksikliği anemisi, özellikle mukozal kanaması olan ve ağır adet kanaması yaşayan hastalarda gelişir.
- Trombosit transfüzyonuna bağlı alloimmünizasyon ve transfüzyon direnci, gereksiz ve yinelenen transfüzyonların sonucudur.
- Desmopressine bağlı hiponatremi ve konvülsiyon, sıvı kısıtlaması yapılmadığında ve tekrarlayan dozlarda ortaya çıkabilir; yaşlı ve kalp yetmezliği olan hastalarda risk artar.
- Traneksamik asidin böbrek yetmezliğinde birikmesi ve üriner sistem kanamasında pıhtı tıkanıklığına yol açması, doz ayarlaması yapılmadığında görülebilecek sorunlardır.
- Altta yatan hastalığın (miyeloproliferatif neoplazi, miyelodisplastik sendrom, plazma hücre hastalığı) atlanması, kanamanın yanı sıra hastalığın kendisine bağlı komplikasyonların gecikmesine yol açar.
Özel hasta grupları
Farklı değerlendirilmesi gerekenler
- Kronik böbrek hastalığı ve diyaliz hastaları: üremik trombosit işlev bozukluğu bu grupta kuraldır; kanama riski değerlendirilirken diyaliz yeterliliği ve hematokrit düzeyi göz önünde bulundurulmalı, girişim öncesinde desmopressin ve aneminin düzeltilmesi planlanmalıdır. Traneksamik asit dozu böbrek işlevine göre ayarlanır.
- Kardiyak girişim geçirmiş hastalar: yakın zamanda koroner stent takılmış hastalarda ikili antitrombosit tedavinin kesilmesi ciddi trombotik risk taşır; kanama yönetimi kardiyoloji ile birlikte planlanmalı ve elektif girişimler mümkünse güvenli döneme ertelenmelidir.
- Karaciğer hastalığı olanlar: hemostaz bozukluğu çok bileşenlidir (trombositopeni, trombosit işlev bozukluğu, faktör eksiklikleri, fibrinoliz artışı); tek bir parametreye bakarak kanama riski öngörülemez ve tedavi bütüncül planlanmalıdır.
- Miyeloproliferatif neoplazi hastaları: çok yüksek trombosit sayısı edinsel von Willebrand sendromuna yol açarak paradoks biçimde kanama yapar; bu hastalarda kanama varlığında sitoredüktif tedavi düşünülmeli ve antitrombosit ilaç kullanımı dikkatle değerlendirilmelidir.
- Kardiyopulmoner baypas uygulanan hastalar: ameliyat sonrası kanamanın önemli bir bölümü trombosit işlev bozukluğuna bağlıdır; yönetim, hedefe yönelik transfüzyon ve antifibrinolitiklerle kurumsal protokole göre yürütülür.
- Yaşlı hastalar: çoklu ilaç kullanımı (asetilsalisilik asit, steroid dışı antiinflamatuvarlar, selektif serotonin geri alım inhibitörleri, antikoagülanlar) nedeniyle risk birikir; ilaç listesinin düzenli gözden geçirilmesi ve gereksiz ilaçların kesilmesi en etkili önlemdir. Desmopressin kullanımında hiponatremi riski bu grupta daha yüksektir.
İzlem ve yeniden değerlendirme
İzlem planı
Edinsel trombosit işlev bozukluğu saptanan hastanın izlemi, öncelikle nedenin ortadan kaldırılıp kaldırılamadığının değerlendirilmesine dayanır. İlaca bağlı olgularda sorumlu ilacın kesilmesi ya da değiştirilmesinden sonra kanama yakınmalarının gerilemesi beklenir; asetilsalisilik asit ve geri dönüşsüz P2Y12 inhibitörlerinde düzelmenin trombositlerin yenilenmesine bağlı olduğu ve günler sürebileceği hastaya anlatılmalıdır.
İlaç listesi her viziteade gözden geçirilmeli, gereksiz antitrombosit ve steroid dışı antiinflamatuvar kullanımı sonlandırılmalı, hastaya reçetesiz ağrı kesiciler ile balık yağı, sarımsak ve ginkgo gibi takviyelerin de kanamayı artırabileceği açıkça söylenmelidir. Üremik hastalarda izlem nefroloji ile ortak yürütülür; diyaliz yeterliliği, hemoglobin ve hematokrit düzeyi düzenli değerlendirilir ve aneminin yeterli biçimde düzeltilmesi hem yaşam kalitesi hem hemostaz açısından hedeflenir.
Altta yatan hematolojik hastalık kuşkusu bulunan hastalarda tam kan sayımı, periferik yayma, protein elektroforezi ve gerektiğinde kemik iliği değerlendirmesi ile miyeloproliferatif neoplazi, miyelodisplastik sendrom ve plazma hücre hastalıkları araştırılır; bu hastalıklar saptandığında tedavileri kanama riskini de azaltır. Yineleyen mukozal kanaması olan hastalarda demir durumu izlenmeli ve eksiklik saptandığında replasman yapılmalıdır; ağır adet kanaması olan kadınlarda jinekoloji ile ortak yönetim ve hormonal seçenekler değerlendirilmelidir.
Planlanmış cerrahi ve diş girişimleri öncesinde yazılı bir hemostatik plan hazırlanmalı; bu plan hangi ilaçların ne zaman kesileceğini, kardiyoloji görüşünün alınıp alınmadığını, traneksamik asit ve desmopressin kullanımını ve gerekirse transfüzyon hazırlığını içermelidir. Desmopressin kullanılan hastalarda sıvı kısıtlaması kuralı hatırlatılmalı ve tekrarlayan dozlarda sodyum izlenmelidir.
Desmopressin başlamadan veya yeniden verilmeden önce serum sodyumunun normal olduğu gösterilmelidir; hiponatremi gelişirse uygulama durdurulup değerlendirilmelidir. Hastaya kanama belirtileri ve başvuru ölçütleri öğretilir: durdurulamayan burun kanaması, kanlı kusma ya da siyah dışkı, idrarda kan, şiddetli baş ağrısı ve nörolojik değişiklik durumunda gecikmeden başvurması söylenir.
Ayrıca hastanın kullandığı antitrombosit tedavinin gerekçesinin ve kesilmesi hâlinde doğacak trombotik riskin hasta tarafından bilinmesi, tedaviyi kendi kararıyla bırakmasını önlemek açısından önemlidir.