Solid Tümörlerin Hematolojik Belirtileri (Kanser Anemisi, Tromboz, Kemik İliği Tutulumu)
Solid tümörü olan hastalarda kan tablosundaki bozukluklar hem hastalığın kendisinden hem de tedavisinden kaynaklanır ve bazen KANSERİN İLK BELİRTİSİ olurlar. KANSER ANEMİSİ çok nedenlidir: kronik inflamasyon (hepsidin aracılığıyla demirin kullanılamaması), kanamaya bağlı demir eksikliği, beslenme bozukluğu, kemoterapiye bağlı kemik iliği baskılanması, böbrek işlev bozukluğu ve kemik iliği tutulumu bir arada bulunabilir; bu nedenle "kanser hastasıdır, anemik olması normaldir" demek yanlıştır ve düzeltilebilir nedenler taranmalıdır.
KANSER, TROMBOZ İÇİN GÜÇLÜ BİR RİSK ETKENİDİR; venöz tromboembolizm kanser hastalarında sık görülür, ölüm nedenleri arasında öne çıkar ve bazen kanser tanısından önce ortaya çıkar. AÇIKLANAMAYAN, YİNELEYEN YA DA OLAĞANDIŞI YERLEŞİMLİ TROMBOZ, gizli bir kanserin habercisi olabilir.
KEMİK İLİĞİ TUTULUMU, özellikle meme, prostat, akciğer ve mide kanserlerinde görülür ve periferik yaymada LÖKOERİTROBLASTİK TABLO (çekirdekli eritrositler ve olgunlaşmamış granülositlerin birlikte görülmesi) ile kendini belli eder; bu bulgu her zaman araştırılmalıdır. MİKROANJİYOPATİK HEMOLİTİK ANEMİ, yaygın kanserde (özellikle müsin salgılayan adenokarsinomlarda) görülebilir ve trombotik trombositopenik purpurayı taklit eder ancak plazma değişimine yanıt vermez.
TROUSSEAU SENDROMU, kanserle ilişkili gezici yüzeyel tromboflebit ve yaygın trombozu tanımlar.
Hızlı yönetim
- Kanser hastasında anemiyi tek başına “kronik hastalık” sayma: tam kan sayımı-indeksler, retikülosit, periferik yayma, ferritin/serum demiri/TDBK-transferrin/transferrin satürasyonu, B12-folat, kreatinin, LDH-haptoglobin ve direkt antiglobulin testi ile mekanizmayı ayır; kanama için tümör bölgesine yönelik inceleme yap.
- Açıklanamayan, yineleyen veya olağandışı yerleşimli trombozda DVT/PE için uygun ultrasonografi/BT pulmoner anjiyografi ve kanser öyküsü değerlendirmesi yap. Rastgele kapsamlı gizli kanser taraması yerine yaşa uygun tarama ve semptom/yayma odaklı inceleme kullan.
- Periferik yaymada çekirdekli eritrosit + miyelosit/metamiyelosit birlikteliği lökoeritroblastik tablodur; kemik iliği infiltrasyonu/miyelofibroz, ağır sepsis ve kanamayı düşün. Kanser öyküsü olsun olmasın kemik iliği aspirasyonu-biyopsisi ve gerekirse görüntüleme planla.
- Şistosit + trombositopeni + LDH yüksekliği + haptoglobin düşüklüğü MAHA’dır. ADAMTS13 etkinliğini TTP şüphesinde acil gönder ve klinik TTP olasılığı yüksekse plazma değişimini sonucu beklemeden başlat; kanser ilişkili MAHA çoğu kez ileri kanser bağlamında görülür ve plazma değişimine yanıt vermez, tedavi tümöre yönelir.
- Febril nötropenide kültürleri al, fakat antibiyotiği geciktirme; ateş, mutlak nötrofil sayısı, son kemoterapi, kateter, organ disfonksiyonu ve direnç riskine göre acil antibiyotik/uygun yatış yolunu seç.
- Kanser ilişkili VTE tedavisinde antikoagülan seçimini tümör yerleşimi (özellikle gastrointestinal/genitoüriner kanama), trombosit, böbrek/karaciğer işlevi, ilaç etkileşimi ve oral alıma göre yap; aktif kanser sürdükçe süreyi yeniden değerlendir.
- Masif kanama, pulmoner emboli/şok, febril nötropeni, hızla derinleşen sitopeni, MAHA, DIC veya yeni sırt ağrısı-nörolojik defisit acildir; hematoloji, onkoloji ve gerektiğinde nöroşirürjiyi eş zamanlı çağır.
| İlaç | Erişkin | Pediatri | Yol | Süre |
|---|---|---|---|---|
| Kanser hastasında aneminin değerlendirilmesi Kanser hastasındaki anemiyi tek bir nedene bağlamak yanlıştır çünkü tablo çoğu kez katmanlıdır. Kronik inflamasyon, hepsidin üretimini artırarak demirin depolardan salınmasını ve bağırsaktan emilimini engeller; bu durumda depolar dolu olduğu halde eritropoez için demir bulunamaz (fonksiyonel demir eksikliği). Buna gerçek demir eksikliği eklenebilir: gastrointestinal ve jinekolojik tümörler sıklıkla sinsi kanamaya yol açar ve bu kanama aneminin tek nedeni olabilir. Kemoterapi kemik iliğini baskılar, bazı ilaçlar böbrek işlevini bozarak eritropoetin üretimini azaltır, beslenme bozukluğu B12 ve folat eksikliğine yol açar. Bu nedenle değerlendirme sistematik olmalı ve düzeltilebilir nedenler aranmalıdır. Periferik yayma, hem hemolizin hem de kemik iliği tutulumunun ilk ipucunu verdiğinden vazgeçilmezdir. | Tam kan sayımı ve PERİFERİK YAYMA, retikülosit, ferritin ve transferrin satürasyonu, B12 ve folat, kreatinin, laktat dehidrojenaz, haptoglobin, direkt Coombs; gaitada gizli kan ve gerekiyorsa endoskopik değerlendirme | — | — | Tanıda ve izlemde yinelenir |
| Kanser ilişkili venöz tromboembolizm Kanser, hem tümör hücrelerinin doku faktörü ve prokoagülan maddeler salgılaması hem de immobilizasyon, cerrahi, santral kateter ve kemoterapinin katkısıyla güçlü bir protrombotik durum yaratır. Kanser hastasındaki tromboz, kanser dışı hastalardan iki önemli açıdan ayrılır: antikoagülasyona karşın YİNELEME riski daha yüksektir ve aynı zamanda KANAMA riski de artmıştır. Bu ikili risk, tedavi kararını güçleştirir ve bireysel değerlendirme gerektirir. Gastrointestinal ve ürogenital tümörlerde doğrudan oral antikoagülanlarla kanama riski daha belirgin olduğundan ilaç seçimi buna göre yapılmalıdır. Ayrıca kanser hastalarında ilaç etkileşimleri (özellikle bazı hedefe yönelik tedaviler ve destek ilaçları), böbrek işlev bozukluğu, trombositopeni ve bulantı-kusma nedeniyle oral alım güçlüğü seçim ölçütleridir. İlk 6 aydan sonra tedavi otomatik sürdürülmez; seçilmiş aktif kanser hastalarında yarar-zarar dengesi periyodik olarak yeniden değerlendirilir. | Uzun süreli tedavide DÜŞÜK MOLEKÜL AĞIRLIKLI HEPARİN, edoksaban, rivaroksaban veya apiksaban en az 6 ay kullanılır; seçim kanser türüne, kanama riskine, böbrek işlevine ve ilaç etkileşimlerine göre yapılır. DOZLAR kurumsal onkoloji protokolünden doğrulanmalıdır | — | SC / oral | En az 6 ay; sonrasında yalnızca seçilmiş aktif kanser hastalarında (örneğin metastatik hastalık veya kemoterapi sürmesi) yineleme ve kanama riski periyodik olarak yeniden değerlendirilerek uzatılır |
| Kemik iliği tutulumu ve lökoeritroblastik tablo Lökoeritroblastik tablo, periferik kanda çekirdekli eritrositlerin ve olgunlaşmamış granülositlerin (miyelosit, metamiyelosit) birlikte görülmesidir. Bu bulgu, kemik iliği yapısının bozulduğunu ve olgunlaşmamış hücrelerin dolaşıma sızdığını gösterir. En sık nedenlerden biri, solid tümörün kemik iliğine yayılmasıdır; meme, prostat, akciğer, mide ve tiroid kanserleri bu açıdan öne çıkar. Kemik iliği tutulumu ayrıca miyelofitizis denen ve kemik iliğinin fibrozis ya da tümör hücreleriyle yer değiştirmesi sonucu sitopenilere yol açan tabloyu doğurur. Lökoeritroblastik tablonun diğer nedenleri arasında ağır sepsis, masif kanama, ağır hemoliz ve primer miyelofibroz bulunur. Bu bulgu hiçbir zaman göz ardı edilmemeli; kanser öyküsü olan hastada yayılım, kanser öyküsü olmayan hastada ise gizli bir maligniteyi düşündürmelidir. | Periferik yayma incelemesi; lökoeritroblastik tablo saptandığında KEMİK İLİĞİ ASPİRASYONU VE BİYOPSİSİ planlanır, kemik ağrısı varlığında görüntüleme yapılır | — | — | Tanısal değerlendirme |
| Kanser ilişkili mikroanjiyopatik hemolitik anemi Yaygın kanserde, özellikle müsin salgılayan adenokarsinomlarda (mide, meme, akciğer, pankreas), küçük damarlarda yaygın mikrotrombüsler oluşur ve eritrositler bu ağlardan geçerken parçalanır; ortaya çıkan tablo mikroanjiyopatik hemolitik anemidir ve trombositopeni ile birliktedir. Bu tablo klinik ve laboratuvar olarak trombotik trombositopenik purpurayı taklit eder; ancak mekanizması farklıdır ve PLAZMA DEĞİŞİMİNE YANIT VERMEZ. Bu ayrım hayati önem taşır: TTP'de plazma değişimi yaşam kurtarıcıdır ve gecikmemelidir, buna karşılık kanser ilişkili mikroanjiyopatide tek etkili yaklaşım altta yatan kanserin tedavisidir ve plazma değişiminde ısrar etmek zaman kaybettirir. ADAMTS13 etkinliğinin ileri derecede düşük olması TTP'yi düşündürür; kanser ilişkili olguda bu etkinlik genellikle korunmuştur. Yaygın kanserde ayrıca yaygın damar içi pıhtılaşma eşlik edebilir ve tablo daha da karmaşıklaşır. | Periferik yaymada şistositler, laktat dehidrojenaz yüksekliği, haptoglobin düşüklüğü, negatif Coombs; TTP kuşkusunda ADAMTS13 etkinliği. Tedavi ALTTA YATAN KANSERE yöneliktir | — | — | Kanser tedavisiyle birlikte |
Alternatif
- Kemoterapiye bağlı anemide eritropoetin uyarıcı ajanların kullanımı, tümör ilerlemesi ve tromboz riski nedeniyle sınırlı ve seçilmiş endikasyonlarla kısıtlanmıştır; karar onkoloji ile birlikte verilmeli ve küratif tedavi alan hastalarda özellikle dikkatli olunmalıdır.
- Kanser hastalarında damar içi demir tedavisi, fonksiyonel demir eksikliğinde ve oral tedaviye yanıtsızlıkta yararlı olabilir; kullanım kurumsal protokole göre planlanır.
- Kanser hastasında tromboz profilaksisi, yatan hastalarda ve seçilmiş yüksek riskli ayaktan hastalarda değerlendirilir; risk skorlama araçları karar desteğine yardımcı olur.
- Kemik iliği tutulumuna bağlı sitopenilerde transfüzyon desteği ve kanserin sistemik tedavisi birlikte planlanır; kemik metastazlarında ağrı kontrolü ve iskelet ile ilişkili olay önleyici tedaviler gündeme gelir.
- Paraneoplastik lökositoz ve trombositoz, kanserde sık görülen ve tedavi gerektirmeyen bulgulardır; ancak enfeksiyon ve miyeloproliferatif neoplazilerden ayırt edilmelidir.
- Eozinofili, bazı solid tümörlerde paraneoplastik olarak görülebilir; ancak parazit enfeksiyonları, ilaç reaksiyonları ve klonal eozinofilik hastalıklar dışlanmalıdır (ilgili protokol).
Kırmızı bayraklar
- Açıklanamayan, yineleyen ya da OLAĞANDIŞI YERLEŞİMLİ tromboz (splanknik, serebral ven, üst ekstremite) → GİZLİ KANSER olasılığı; yaşa uygun tarama ve yönlendirilmiş değerlendirme yapılmalıdır.
- Periferik yaymada LÖKOERİTROBLASTİK TABLO → kemik iliği tutulumu (miyelofitizis); kemik iliği biyopsisi ve gizli malignite araştırması gerekir.
- Gezici yüzeyel tromboflebit ile birlikte yaygın tromboz (TROUSSEAU SENDROMU) → altta yatan adenokarsinom düşünülmelidir.
- Kanser hastasında şistosit, hemoliz ve trombositopeni → kanser ilişkili mikroanjiyopati TTP'yi taklit eder ancak PLAZMA DEĞİŞİMİNE YANIT VERMEZ; ayrım tedaviyi tümüyle değiştirir.
- Nötropenik kanser hastasında ateş → FEBRİL NÖTROPENİ acildir; kültürler alındıktan sonra sonuç beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotik başlanmalıdır (ilgili protokol).
- Demir eksikliği anemisi saptanan erişkinde, özellikle erkekte ve menopoz sonrası kadında → GASTROİNTESTİNAL MALİGNİTE dışlanmalıdır; demir vererek geçiştirmek tanıyı geciktirir.
- Kanser hastasında hızla derinleşen sitopeni ile birlikte kemik ağrısı ve hiperkalsemi → kemik iliği tutulumu ve iskelet metastazı; acil değerlendirme gerekir.
- Yeni başlayan sırt ağrısı ile nörolojik bulgular → spinal kord basısı; hematolojik bulgularla birlikte olsa da bu tablo acil onkolojik değerlendirme gerektirir.
- Kanser hastasında yaygın kanama, uzamış pıhtılaşma testleri ve fibrinojen düşüklüğü → yaygın damar içi pıhtılaşma; özellikle prostat kanseri ve yaygın adenokarsinomlarda görülür.
Yatış ve izlem
- Yeşil alan
- Kararlı kanser hastasında hafif anemi ya da hafif sitopeni, kanama ve enfeksiyon bulgusu yok: ayaktan izlem, düzeltilebilir nedenlerin taranması, onkoloji izlemiyle bütünleşik değerlendirme.
- Sarı alan
- Belirgin anemi, transfüzyon gereksinimi, yeni saptanan tromboz, lökoeritroblastik tablo ya da tanısal belirsizlik: yatış ya da yakın izlem, hematoloji ve onkoloji ile ortak değerlendirme, kemik iliği incelemesinin planlanması.
- Kırmızı alan
- Febril nötropeni, masif kanama, pulmoner emboli, mikroanjiyopatik hemolitik anemi, ağır yaygın damar içi pıhtılaşma ya da spinal kord basısı: acil hastaneye yatış, ivedi tedavi, hematoloji ile onkolojinin eş zamanlı yönetimi.
Kritik klinik noktalar
ÖNCE OKU — kanser hastasında anemi tek nedenli değildir
KRONİK İNFLAMASYON (hepsidin → demir depoda kalır, kullanılamaz) + GERÇEK DEMİR EKSİKLİĞİ (tümör kanaması) + KEMOTERAPİ (kemik iliği baskılanması) + BÖBREK İŞLEV BOZUKLUĞU + B12/FOLAT EKSİKLİĞİ + KEMİK İLİĞİ TUTULUMU + HEMOLİZ | "Kanser hastası, anemik olur" deyip geçme
Kanser hastasındaki anemiyi kronik hastalık anemisine indirgemek, düzeltilebilir nedenlerin atlanmasına yol açar ve hastanın yaşam kalitesini gereksiz yere düşürür. Hepsidin, inflamasyon sırasında karaciğerden salınan ve demirin makrofajlardan salınmasını ile bağırsaktan emilimini engelleyen bir hormondur; sonuçta depolar dolu olduğu halde eritropoez için demir bulunamaz. Bu duruma fonksiyonel demir eksikliği denir ve ferritin normal ya da yüksek, transferrin satürasyonu düşüktür. Ancak aynı hastada gerçek demir eksikliği de bulunabilir: gastrointestinal ve jinekolojik tümörler sinsi kanamaya yol açar ve bu kanama bazen kanserin ilk belirtisidir. Kemoterapi kemik iliğini baskılar, platin türevi ilaçlar böbrek işlevini bozarak eritropoetin üretimini azaltır, iştahsızlık ve beslenme bozukluğu vitamin eksikliklerine yol açar. Bu nedenle sistematik bir değerlendirme gerekir ve kronik inflamasyon anemisi ancak diğer nedenler dışlandıktan sonra kabul edilmelidir.
ÖNCE OKU — tromboz kanserin İLK BELİRTİSİ olabilir
AÇIKLANAMAYAN, YİNELEYEN ya da OLAĞANDIŞI YERLEŞİMLİ tromboz (splanknik ven, serebral ven, üst ekstremite) → gizli kanseri düşün | TROUSSEAU SENDROMU: gezici yüzeyel tromboflebit + yaygın tromboz → adenokarsinom | Kanser hastasında hem YİNELEME hem KANAMA riski artmıştır
Kanser ile tromboz arasındaki ilişki çift yönlüdür. Bir yandan bilinen kanseri olan hastalarda tromboz sıktır ve ölüm nedenleri arasında öne çıkar; diğer yandan açıklanamayan bir tromboz, henüz tanı konmamış bir kanserin ilk belirtisi olabilir. Bu nedenle provoke edici etkeni bulunmayan, yineleyen ya da olağandışı yerleşimli trombozlarda gizli malignite olasılığı akılda tutulmalı ve en azından yaşa uygun tarama ile yönlendirilmiş bir değerlendirme yapılmalıdır. Kapsamlı ve rastgele bir kanser taramasının yararı ise sınırlıdır ve gereksiz tetkiklere yol açabilir. Trousseau sendromu, gezici yüzeyel tromboflebit ile yaygın trombozu tanımlar ve klasik olarak müsin salgılayan adenokarsinomlarla ilişkilidir. Kanser hastasında antikoagülasyon kararı ikili bir riskle karşı karşıyadır: antikoagülasyona karşın yineleme riski yüksektir ancak kanama riski de artmıştır. Bu nedenle ilaç seçimi tümör yerleşimine, böbrek işlevine, trombosit sayısına ve ilaç etkileşimlerine göre bireyselleştirilmelidir.
ÖNCE OKU — kanser ilişkili mikroanjiyopati TTP DEĞİLDİR
Yaygın kanser (özellikle MÜSİN SALGILAYAN ADENOKARSİNOM) → mikroanjiyopatik hemolitik anemi + trombositopeni → TTP'yi TAKLİT EDER | Ancak PLAZMA DEĞİŞİMİNE YANIT VERMEZ | Tedavi ALTTA YATAN KANSERE yöneliktir | ADAMTS13 etkinliği genellikle KORUNMUŞTUR
Bu ayrım, hem tanısal hem tedavi açısından kritik bir kavşaktır. Şistositler, laktat dehidrojenaz yüksekliği, haptoglobin düşüklüğü ve trombositopeni görüldüğünde ilk akla gelen tanı trombotik trombositopenik purpuradır ve bu tanıda plazma değişimi gecikmeden başlatılmalıdır çünkü yaşam kurtarıcıdır. Ancak yaygın kanserde, özellikle mide, meme, akciğer ve pankreasın müsin salgılayan adenokarsinomlarında, tümör hücreleri ve salgıladıkları maddeler küçük damarlarda yaygın mikrotrombüsler oluşturur; eritrositler bu ağlardan geçerken mekanik olarak parçalanır ve aynı laboratuvar tablosu ortaya çıkar. Mekanizma ADAMTS13 eksikliğine dayanmadığından plazma değişimi bu hastalarda yarar sağlamaz ve ısrar edilmesi hem zaman kaybettirir hem işlemin risklerini getirir. ADAMTS13 etkinliğinin ölçülmesi ayrımda yardımcıdır: TTP'de ileri derecede düşükken kanser ilişkili tabloda genellikle korunmuştur. Kemik iliği metastazı, yaygın damar içi pıhtılaşma ve bazı kemoterapi ilaçlarına bağlı mikroanjiyopati de ayırıcı tanıda yer alır.
Lökoeritroblastik tablo ne anlatır?
Periferik kanda ÇEKİRDEKLİ ERİTROSİTLER + OLGUNLAŞMAMIŞ GRANÜLOSİTLER (miyelosit, metamiyelosit) birlikte → kemik iliği yapısı bozulmuş | En sık: SOLİD TÜMÖR KEMİK İLİĞİ TUTULUMU (meme, prostat, akciğer, mide), primer miyelofibroz, ağır sepsis, masif kanama, ağır hemoliz
Bu bulgu, periferik yaymanın neden vazgeçilmez olduğunun en iyi örneklerinden biridir; otomatik kan sayımı cihazları bu tabloyu güvenilir biçimde bildirmeyebilir ve tanı ancak yaymaya bakıldığında konur. Normalde çekirdekli eritrositler ve olgunlaşmamış granülositler kemik iliğinde kalır ve dolaşıma çıkmaz; birlikte görülmeleri, kemik iliğinin normal yapısının bozulduğunu ve bu hücrelerin sızdığını gösterir. Solid tümörün kemik iliğine yayılması bu bozulmanın sık bir nedenidir ve buna miyelofitizis denir; tümör hücreleri normal hematopoietik dokunun yerini alır ve fibrozis gelişir, sonuçta sitopeniler ortaya çıkar. Meme, prostat, akciğer, mide ve tiroid kanserleri bu açıdan öne çıkar. Kanser öyküsü olan bir hastada bu bulgu yayılımı, kanser öyküsü olmayan bir hastada ise gizli bir maligniteyi ya da primer miyelofibrozu düşündürmelidir. Her iki durumda da kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi ile tanı netleştirilmelidir.
Paraneoplastik hematolojik bulgular
TROMBOSİTOZ (sık, tedavi gerektirmez ama miyeloproliferatif neoplaziden ayrılmalı) | LÖKOSİTOZ / lökomoid reaksiyon | EOZİNOFİLİ | Nadiren: otoimmün hemolitik anemi, saf eritroit aplazi, edinsel von Willebrand sendromu, ERİTROSİTOZ (böbrek hücreli karsinom, hepatosellüler karsinom, serebellar hemanjiyoblastom)
Solid tümörler, salgıladıkları sitokinler ve büyüme faktörleri aracılığıyla kan tablosunda çeşitli değişikliklere yol açar. Trombositoz kanserde sık görülür ve interlökin-6 aracılığıyla trombopoetin üretiminin artmasına bağlıdır; genellikle tedavi gerektirmez ancak esansiyel trombositemi gibi klonal hastalıklardan ayırt edilmelidir. Lökositoz, koloni uyarıcı faktör salgılayan tümörlerde belirginleşebilir ve lökomoid reaksiyon düzeyine ulaşarak lösemiyi taklit edebilir. Eozinofili bazı tümörlerde görülür ancak parazit enfeksiyonları, ilaç reaksiyonları ve klonal eozinofilik hastalıklar önce dışlanmalıdır. Eritrositoz, eritropoetin salgılayan tümörlerde ortaya çıkar; böbrek hücreli karsinom, hepatosellüler karsinom ve serebellar hemanjiyoblastom klasik örneklerdir ve polisitemia vera ayrımında eritropoetin düzeyi yol gösterir. Nadir ancak önemli bir paraneoplastik tablo, edinsel von Willebrand sendromudur ve geç yaşta başlayan, aile öyküsü bulunmayan kanama ile kendini gösterir.
İlgili hesaplayıcılar
Detaylı değerlendirme
Klinik çerçeve
Genel bakış
Solid tümörü olan hastalarda kan tablosundaki bozukluklar hem hastalığın kendisinden hem de uygulanan tedaviden kaynaklanır; bazen de kanserin henüz tanı konmamış olduğu dönemde ilk belirti olarak ortaya çıkar. Bu nedenle kanser hastasında hematolojik bulguları değerlendirirken iki yönlü düşünmek gerekir: bu bulgu kanserin bir sonucu mu, yoksa kanserin habercisi mi?
Kanser anemisi çok nedenlidir ve tek bir mekanizmaya indirgenemez. Kronik inflamasyon, hepsidin aracılığıyla demirin depolardan salınmasını ve bağırsaktan emilimini engelleyerek fonksiyonel bir demir eksikliği yaratır; bu durumda depolar dolu olduğu halde eritropoez için demir bulunamaz.
Buna gerçek demir eksikliği eklenebilir, çünkü gastrointestinal ve jinekolojik tümörler sinsi kanamaya yol açar. Kemoterapi kemik iliğini baskılar, bazı ilaçlar böbrek işlevini bozarak eritropoetin üretimini azaltır, iştahsızlık ve beslenme bozukluğu vitamin eksikliklerine yol açar ve kemik iliği tutulumu doğrudan üretimi engeller.
Bu katmanlı yapı nedeniyle "kanser hastasıdır, anemik olması normaldir" demek yanlıştır ve düzeltilebilir nedenlerin taranması gerekir. Kanserin bir başka önemli hematolojik boyutu, güçlü bir tromboz risk etkeni olmasıdır.
Tümör hücreleri doku faktörü ve diğer prokoagülan maddeler salgılar; buna immobilizasyon, cerrahi, santral venöz kateterler ve bazı kemoterapi ilaçlarının etkisi eklenir. Sonuçta venöz tromboembolizm kanser hastalarında sık görülür ve ölüm nedenleri arasında öne çıkar.
Bu ilişki çift yönlüdür: açıklanamayan, yineleyen ya da olağandışı yerleşimli bir tromboz, henüz tanı konmamış bir kanserin ilk belirtisi olabilir. Kemik iliği tutulumu, özellikle meme, prostat, akciğer ve mide kanserlerinde görülür ve periferik yaymada lökoeritroblastik tablo ile kendini belli eder; bu bulgu her zaman araştırılmalıdır.
Yaygın kanserde, özellikle müsin salgılayan adenokarsinomlarda, mikroanjiyopatik hemolitik anemi gelişebilir ve trombotik trombositopenik purpurayı taklit eder; ancak plazma değişimine yanıt vermez ve tedavi kanserin kendisine yönelmelidir.
Ayırıcı tanı ve değerlendirme
Düşünülmesi gerekenler
- Kanser hastasında anemi: kronik inflamasyon anemisi, demir eksikliği (tümör kanaması), B12 ve folat eksikliği, kemoterapiye bağlı kemik iliği baskılanması, böbrek işlev bozukluğu, kemik iliği tutulumu, hemoliz ve tedaviye bağlı miyelodisplastik değişiklikler ayırt edilmelidir.
- Mikroanjiyopatik hemolitik anemi ayrımı: trombotik trombositopenik purpura, kanser ilişkili mikroanjiyopati, ilaç ilişkili mikroanjiyopati (bazı kemoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar), yaygın damar içi pıhtılaşma ve atipik hemolitik üremik sendrom; ADAMTS13 etkinliği ve klinik seyir yol gösterir.
- Lökoeritroblastik tablo: solid tümörün kemik iliği tutulumu, primer miyelofibroz, ağır sepsis, masif kanama, ağır hemoliz ve granülomatöz hastalıklar düşünülmelidir.
- Trombositoz: paraneoplastik (reaktif) trombositoz, demir eksikliği, enfeksiyon, inflamasyon ve esansiyel trombositemi ile diğer miyeloproliferatif neoplaziler ayırt edilmelidir.
- Eritrositoz: eritropoetin salgılayan tümörler (böbrek hücreli karsinom, hepatosellüler karsinom, serebellar hemanjiyoblastom), polisitemia vera, kronik hipoksi ve sigara kullanımı düşünülmelidir; eritropoetin düzeyi ayrımda yararlıdır.
- Kanser hastasında ateş: febril nötropeni, tümör ateşi, ilaç ateşi, tromboz ve enfeksiyon dışı inflamatuvar nedenler ayırt edilmelidir; nötropeni varlığında enfeksiyon varsayılarak tedavi başlanır.
- Geç yaşta başlayan ve aile öyküsü bulunmayan kanama: edinsel von Willebrand sendromu ve edinsel hemofili düşünülmelidir; her ikisi de altta yatan malignite ya da otoimmün hastalıkla ilişkili olabilir.
Klinik karar mantığı
Neden önemli?
Bu protokolün merkezindeki düşünce, kanser hastasındaki hematolojik bulguların hiçbir zaman tek bir açıklamaya sıkıştırılmaması gerektiğidir. Klinikte en sık yapılan hata, her bulguyu "kanserin doğal sonucu" sayarak araştırmayı bırakmaktır.
Bu tutum anlaşılabilir görünür çünkü kanser gerçekten de anemi, sitopeni ve tromboz yapar; ancak bu genel doğru, hastanın gereksiz yere anemik kalmasına ya da bir gastrointestinal tümörün gözden kaçmasına yol açabilir. Anemi bu tuzağın en tipik örneğidir.
Kronik inflamasyonun hepsidin üzerinden yarattığı fonksiyonel demir eksikliği gerçek bir mekanizmadır; ancak aynı hastada tümörün yol açtığı sinsi bir gastrointestinal kanama da bulunabilir ve bu, düzeltilebilir bir nedendir. Dahası, demir eksikliği anemisinin kendisi bazen kanserin ilk belirtisidir: özellikle erkekte ve menopoz sonrası kadında saptanan demir eksikliği, aksi kanıtlanana dek gastrointestinal bir kaynağı düşündürmelidir.
Demir vererek hemoglobini düzeltmek ve tanıyı aramaktan vazgeçmek, bu nedenle ciddi bir hatadır. Kanser ile tromboz arasındaki ilişki de aynı çift yönlü mantıkla ele alınmalıdır.
Bilinen kanseri olan hastada tromboz beklenen bir komplikasyondur ve önlenmesi ile tedavisi yaşam süresini doğrudan etkiler. Buna karşılık provoke edici bir etkeni bulunmayan, yineleyen ya da olağandışı yerleşimli bir tromboz, henüz tanı konmamış bir kanserin habercisi olabilir.
Burada dengeli davranmak gerekir: her tromboz hastasına kapsamlı bir kanser taraması yapmak gereksiz tetkiklere, yanlış pozitif sonuçlara ve kaygıya yol açarken, hiç düşünmemek de erken tanı fırsatını kaçırır. Makul yaklaşım, yaşa uygun taramaların tamamlanması ve öykü ile muayenenin yönlendirdiği hedefe yönelik bir değerlendirmedir.
Kanser hastasında antikoagülasyon kararı ise iki riskin aynı anda arttığı ender durumlardan biridir: hem tromboz yineleme riski hem kanama riski yüksektir. Bu nedenle ilaç seçimi standart bir reçeteyle değil, tümör yerleşimi, böbrek işlevi, trombosit sayısı, oral alım durumu ve ilaç etkileşimleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.
Kanser ilişkili mikroanjiyopatinin trombotik trombositopenik purpuradan ayrılması, bu protokolün en keskin klinik kararıdır ve iki yönlü hata yapılabilir. Gerçek bir TTP'yi kanser ilişkili sanmak, yaşam kurtarıcı plazma değişimini geciktirir.
Tersine, kanser ilişkili mikroanjiyopatide plazma değişiminde ısrar etmek, yararsız bir işlemin risklerini üstlenmek ve asıl tedaviyi (kansere yönelik tedavi) geciktirmek anlamına gelir. Mekanizmayı bilmek bu kararı kolaylaştırır:
TTP, ADAMTS13 eksikliğine bağlıdır ve plazma değişimi eksik enzimi yerine koyup otoantikoru uzaklaştırdığı için etkilidir; kanser ilişkili tabloda ise mekanizma tümör hücrelerinin damar yatağında yarattığı yaygın mikrotrombüslerdir ve plazma değişiminin bu sürece etkisi yoktur. Son olarak lökoeritroblastik tablo, basit bir periferik yaymanın ne kadar bilgi taşıdığını gösterir.
Bu bulgu, kemik iliğinin normal yapısının bozulduğunu söyler ve tek başına bir tanı koydurmasa da tanısal yolu belirler. Otomatik cihazların bildirmediği, yalnızca yaymaya bakıldığında görülen bu bulgunun atlanması, ilerlemiş bir kemik iliği tutulumunun ya da primer miyelofibrozun geç tanınmasına yol açar.
Komplikasyonlar ve güvenlik
Kritik komplikasyonlar
- Kanser ilişkili venöz tromboembolizm, kanser hastalarında ölüm nedenleri arasında öne çıkar ve antikoagülasyona karşın yineleyebilir.
- Kanser hastasında antikoagülan kullanımına bağlı kanama riski, özellikle gastrointestinal ve ürogenital tümörlerde belirgindir.
- Kemik iliği tutulumuna bağlı sitopeniler, transfüzyon bağımlılığına, enfeksiyon riskine ve kemoterapi uygulanamamasına yol açar.
- Febril nötropeni, hızla sepsise ilerleyebilen ve gecikmede ölümcül seyreden bir acildir.
- Kanser ilişkili mikroanjiyopatide plazma değişiminde ısrar edilmesi, asıl tedaviyi geciktirir ve işlemin risklerini gereksiz yere üstlendirir.
- Eritropoetin uyarıcı ajanların uygunsuz kullanımı, tromboz riskini artırır ve bazı hasta gruplarında sonuçları olumsuz etkileyebilir.
- Demir eksikliği anemisinin nedeni araştırılmadan tedavi edilmesi, altta yatan gastrointestinal malignitenin geç tanınmasına yol açar.
- Yaygın damar içi pıhtılaşma, özellikle prostat kanseri ve yaygın adenokarsinomlarda hem kanama hem tromboz ile seyredebilir.
Özel hasta grupları
Farklı değerlendirilmesi gerekenler
- Gastrointestinal ve ürogenital tümörü olan hastalar: antikoagülan seçiminde kanama riski özellikle dikkate alınmalıdır; doğrudan oral antikoagülanlarla kanama riski bu gruplarda daha belirgindir.
- Santral venöz kateteri olan hastalar: kateter ilişkili tromboz sıktır ve kateterin gerekliliği düzenli olarak sorgulanmalıdır.
- Trombositopenik kanser hastaları: antikoagülasyon kararı ve dozu, trombosit sayısına göre uyarlanmalı ve hematoloji ile birlikte verilmelidir.
- Böbrek işlev bozukluğu olan kanser hastaları: antikoagülan seçimi ve dozu böbrek işlevine göre ayarlanmalı, eritropoetin ile demir tedavisi kararları buna göre verilmelidir.
- Küratif tedavi alan hastalar: eritropoetin uyarıcı ajan kullanımı bu grupta özellikle dikkatli değerlendirilmelidir.
- İleri evre ve palyatif bakım alan hastalar: transfüzyon ve girişim kararları hastanın yaşam beklentisi, yakınmaları ve tercihi göz önünde bulundurularak verilmelidir.
- Yaşlı hastalar: çoklu ilaç kullanımı, böbrek işlev bozukluğu, düşme riski ve beslenme sorunları antikoagülasyon ile anemi yönetimini güçleştirir.
- Gebe kanser hastaları: tedavi kararları gebelik haftası ve fetal etkiler göz önünde bulundurularak çok disiplinli biçimde verilmelidir (ilgili protokol).
İzlem ve yeniden değerlendirme
İzlem planı
Kanser hastalarında hematolojik izlem, onkolojik izlemin ayrılmaz bir parçası olarak yürütülmelidir. Tam kan sayımı ve periferik yayma, tedavi döngülerine göre düzenli aralıklarla değerlendirilmeli; anemi saptandığında düzeltilebilir nedenler (demir eksikliği, B12 ve folat eksikliği, kan kaybı, böbrek işlev bozukluğu, hemoliz) taranmalıdır.
Demir tedavisi verilen hastalarda yanıt hemoglobin ve demir belirteçleriyle izlenmeli; yanıt alınamadığında tanı yeniden gözden geçirilmelidir. Eritropoetin uyarıcı ajan kullanılıyorsa hedefler sınırlı tutulmalı ve tromboz açısından dikkatli olunmalıdır.
Antikoagülan kullanan kanser hastalarında izlem hem tromboz yinelemesi hem kanama açısından yapılır; her vizitte trombosit sayısı, böbrek işlevi ve ilaç etkileşimleri gözden geçirilmelidir. Kemoterapi döngüleri sırasında trombositopeni geliştiğinde antikoagülan dozu yeniden değerlendirilmeli ve karar hematoloji ile birlikte verilmelidir.
İlk 6 aydan sonra antikoagülasyon yalnızca seçilmiş aktif kanser hastalarında, yineleme ve kanama riskleri periyodik olarak yeniden değerlendirilerek sürdürülür. Kateteri olan hastalarda kateterin gerekliliği düzenli olarak sorgulanmalı ve gereksinim ortadan kalktığında çıkarılmalıdır.
Kemik iliği tutulumu saptanan hastalarda sitopenilerin seyri izlenmeli, transfüzyon gereksinimi ve enfeksiyon riski değerlendirilmeli, kemoterapinin uygulanabilirliği bu bulgulara göre planlanmalıdır. Nötropeni gelişen hastalar ve yakınları, ateş durumunda gecikmeden başvurmaları gerektiği konusunda açık biçimde bilgilendirilmeli; febril nötropeninin bir acil olduğu ve evde beklemenin tehlikeli olduğu vurgulanmalıdır.
Kanser ilişkili mikroanjiyopati tanısı alan hastalarda izlem, kansere yönelik tedavinin yanıtıyla birlikte yapılır ve hematolojik bulguların düzelmesi genellikle tümör yanıtını izler. Tüm hastalarda ortak ilke şudur: hematolojik bulgular kanserin seyriyle uyumlu olduğu sürece ek araştırmaya gerek yoktur; ancak bulgular beklenenden ağır, hızla kötüleşen ya da klinikle orantısız olduğunda bağımsız bir hematolojik hastalık ya da tedavi komplikasyonu araştırılmalıdır.